Bazen, birisi kol kanat gersin ister insan kendine; kanatları kopmuş hisseder...Bazen cıglık cıglık aglasa kimsenin duymayacagını bilir.
Bazen, yakarışını duyanların ellerini uzatmayacagını, uzatamayacagını düşünür.
Bazen sessizligini parcalayacak bir kac cümle işitmek ister...
Bazen insan ıssız, sagsız solsuz, elsiz kolsuz, duvarsız, sıgınaksız hisseder.
kimsesizlik zor zanaat...kimsesizlik kimseli olanların katlanamayacagı kadar yorucu.
kimsesizlik 10 km2lik cevreleyen alandaki, telefonun ucundaki, facebookun like butonundaki kişi sayısının cogullugundan bagımsız, kimselerle degil; kendi oluşunla ilişkili.
bir secim, bir karar, belki zorunluluk...
kimsesizlik, koynunda yüregine yabancı kimseyi barındıramayacak kadar 'kimse' olanın, olabilenin meziyeti, cezası, günahı ve hatta odülü.
kimsesizlik, kendinde kendini yadsımayışın bedeli.
işte yaşamak bazıları icin bir kimsesizlik oyunu, yine kimseyi o kimse yapan...
yagmurlarında başında dam, güneşinde golgelik olmadıgından; cırılcıplak atlayışı fırtınalardan okyanuslara...
bir tek, tek kendi, tekbaşınalıgıyla bogulan,
sonra kendini hep yeniden, sırılsıklam doguran.
oksüz bir rüzgar mevsiminde,
herkesin bizleşebildigi baharlardan gecmiş,
sıcaga sımsıcak, soguga inatcı...
kalbi avuc iclerinde kanamış, karalanmış, yalanlanmış...
kendi avucları gururlu kırıntılarla omrünü besleyen,
ve başını yalnız ve yalnız kendi dizlerinde destekleyen...
kimsesiz bir kimsenin ekşi, buruk, yine de buguludur oyküsü.
korkütük her akşam, kendi golgesindedir büyüyüşü.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder