25 Aralık 2011 Pazar

bir garip hafta bitti...

Hayatımdaki en atraksiyonlu haftalardan biri üstümden geçip gitti.
Önce Dilrubam kuzum geniz eti boku püsürü sebebiyle ameliyat oldu. Herkesin bir minik parodiymişcesine  rahat rahat ağız kulaklarda anlattığı ve bahsini ettiği bu şey için; benim 10 kiloluk yaşam belirtisi varlığım ameliyat önlüğünü ve bonesini kostüm edinince, bir de kendisini o ameliyathane buzhanesine götürüp hemşirelere ve anestezi asistanlarına emanet etme işi başıma gümleyince bir dramaqueen, bir sulugöz oldum çıktım. Yarım saatlik operasyon artı önceki haftanın bana yaşattığı stress seviyesi sebebiyle bir dizi panik atak belirtisine gark oldum.
5 dakika sonra enfaktüse maruz kalacağım der gibi çarpan kalbim henüz sakinleşmemişti ki, kız kardeşimin bir trafik kazasında daha sahne aldığını öğrendim. Kafasını çarpmış, dizi şişmiş, tomografi sonuç, kusmalar derken eşşek arısı sokmuşundan bir de arpacık sahibi oluverdim.
Bu iki hadiseyi de büyük ölçekli hasar almadan atlattık atlatmasına ama benim gaza gelen fibromiyaljim, ülserim ve migrenime eklentilenen arpacığımla, yeni yılın ilk günlerini işgal eden final haftam oldukça zorlu geçecek; hissediyorum.

Yahu doktorada final haftası da neymiş, paper da paper isyanım da işe yaramadı. Hatta sınav istemem, ille de ödev diye arkadaşıma yakındığımı duyan hocam; ben Dilruba'nın ameliyatı nedeniyle Bursa'da iken bütün sınıfa (hatta sınıfta olmayanlara dahi) ödev ekleştirmiş en güzelinden-----ben hariç :) Şimdi zavallı sınıf arkadaşlarım hem finale girecek hem ödev yazacak...Geçmiş ola.

Zira bu hafta bana geçti.

15 Aralık 2011 Perşembe

Cocuk iste

bir kere girdimi kaniniza, hic gitmeyen. Buyumeyen... En kalici koku.

Ne zaman tanistik seninle...ne zaman asik oldum ben sana belirsiz... Ama bir kere ayrilmistik. Sen dogduktan sonraki 3. gundu. Yani henuz 3 gun olmustu sen bu dunyanin havasini kendi basina solumaya baslayali, yani henuz 3 gun olmustu ben senin kokunu solumadan yasayamamaya baslayali! O kadar minik birseydin ki henuz, seni alip benden ayri tam 65 adim uzagimda bir fanusun icine koyduklarinda. O kadar ayri kaldim ki senden 24 saat, yani 24 asir....Anladim ne tur bir esaretle odullendigimi!
O gun bugun 30 ay gecti kokunla, dupduru...

Sensizlik en buyuk korkum oldu...
Sensizlik kabusum.

O yuzden pamuk sekerim, iyi ol! İyi kal! Saglikla kal!
Yoksa ben, daha ne kadar kalbim agzimda carpa carpa ayakta kalabilecegim, bilmiyorum.
Yoksa ben daha kac nefesimde kokunu icimde tutmak icin cirpinacagim, kac psikotik endiseyle savasacagim bilmiyorum.

Pamuk sekerim,
Tum sacma dusunceler beynimi kusatmakta,korku bogazima yapisti! Uzuntu kalbimi mesken tuttu! Kalici hasarlar birakiyor senin her gozyasin, her cigligin, yakarisin.
Cabuk iyiles, yoksa hicbir iyi iyi edemeyecek bir daha beni!
Bir omurluk tedirginligi sigdirdim bir kac aya.
Senin yutamadigin her lokma dugumlendi yutagima, uyuyamadigin her tikanik gece karabasanim oldu! Gulumsedigin anlarla beslerken ben kendimi,yuzune vurmus yorgunlugun ellerime zincir vurdu!

Pamuk sekerim,
Cabuk iyiles.

Bundan sonrasi icin evrenden tek bir dilegim kaldi.
Hic bir anne gormesin en ufak acisini, sancisini cocugunun.
Hastaliklar isik hiziyla gecsin ve sabir dolsun annelerin yurekleri!

Ve hani der ya hep buyukler, "Allah beterinden korusun"; bu cumle can yoldasim oldu!
Ve evet, tanri butun cocuklari herseyden korusun!

(anne olmak, en ufak sorunla basa cikamamakmis, bir tarafta mucizeler yaratacak gucu tasirken bile icinde...)

6 Aralık 2011 Salı

hayaller kırılmasa, hiç sırası gelmez gerçeğin ve hep çocuk kalırız! (fena alternatif değil ya neyse, yedik bitti)

Tek top dondurma hakkı varken, o tek top yere çarptığı an büyümeye başlar çocuk...Uçan balonun ipi minik avuçlarından kaydığında büyür sonra, boyu 1 metreyi bulmamış ilk aşkı, 110 cmlik başka bir çocuğun yanına koştuğunda büyür...En can arkadaşı, öğretmeni tarafından başka bir sıraya oturtulduğunda...İkinci dilim pastasını kardeşine vermesi gerektiğinde, karne hediyesi olarak sade bir aferin ile sıcak bir anne öpücüğünden başka birşey alamadığı sömestre tatilinin başında büyür...Kırılan oyuncağının yerine yenisi gelmediğinde, bandajlanmış bebeğinin saçını tararken, tek lastiği kopmuş arabasına makaradan tekerlek yapmaya çabalarken büyür...Sokakta sek sek oynarken düşer, büyür. Kendi başına ayağa kalkmak zorunda kalır, büyür. Tüm sınıf geziye giderken, pencere kenarında oturur, büyür.
Arkadaşları denize girerken, dükkanda babasına yardım etmek zorunda kalınca büyür. Her uzattığında elini tutan eli, kendisinin tutması gerekir, büyür. En çok çalıştığı dersin sınavından sıfırla çakınca büyür, ilk tutuştuğu kavgada duvara yapışınca büyür...Yenildikçe büyür...

Hayaller büyümek içindir, çocuklarınızın hayal kırıklıklarını toplamayın! Ayaklarına battıkça o kırıklar, bir çocuk büyür!