18 Haziran 2012 Pazartesi

yazesintisi

yaz geldi, okul bitti...icimdeki felsefik canavarın yerini romantik bir peri sarmaladı. buyrun:




bazen, elinden yüzünden ozlem akar insanın...salt ozlem...neyi, kimi, neden bilmeden...
cocuklugun kokuları calınır burnuna, sonra hafif bir sızlama...
ilk yazlık macerasının ilkyaz yakamozu gibi uzakta,
aşkın cocukca ilk duyuluşu.


masallar biriktiriyor insan büyüdükce.
tecrübe denilen koca bir yalan.
yaşanmışlıktan edinilen tek yaşanamayanların ya da bir daha yaşanamayacakların bagrına basılmış taşlar.


ben bazı geceler, bütün o taşlar kafama yuvarlanmışcasına boşluklarımla carpışıyorum.


yine, yeniden bitmez sevda esintileriyle sahillere vurur mu akşam sonlarım?
yine bekler miyim onu bilmeden gelişini diye sorarım.


insan ozlemeyi ozler mi hic?
ben seni ozlemeyi bile ozlüyorum...


yanıbaşımdalıgın oyle cok ayırıyor ki bazen bizi...bazen yanıbaşımda oluşuna yaslanıp, umarsızca yaşlanıyorum;
arada tazeleniyor kalbim, nefes alıyor, ve cocuk oluyorum; ve her cocuk oldugumda sen yine karşımda o seni ilk gordügüm andaki hayalinle...


ben bütün gecmişligi seninle ozdeşleştirmişim ki, en uzak hatıralarıma ortak oluyorsun her seferinde.


mesela hic bilmezsin ben hangi oyunları severdim ve hangi sarkılarda aglardım eskiden;
sen hic bilmezsin ben ne zaman gizlenirdim masanın altına...


ben ne zaman neyi ozlesem,
farkediyorum ki hep senin de orada oluşuna hasretim.


birlikte yaşlanmak yetmiyor bazen, biz birlikte gencleşiyoruz hayalimde.
seni annemle babamın birbirlerine coşkun sabah şarkıları soyleyerek dondügü pikniklere de gotürüyorum.


bellegimin en kuytu koşelerine sinmiş varlıgın,
ama ben en cok hep en cok, seni bilmeden oncesine eklemliyorum seni.


bugün yetmiyor. düne kacıyorum.
yarından korkuyorum, düne sıgınıyorum.


evet, sen yanıbaşımdasın ama ellerimden ozlemler dokülüyor.
yarım kalmış her yaşım aklımda.


ben daha seni sevmenin en başında, hep o en başında asılı kalmışım gibi...
yoksa o an, o hece ucup gidiverecek gibi...


o yüzden hala icimde ozlem, aklımda o ilk korku.


ben hep gozlerindeki o en tanımadıgım bakışa tutunuyorum; bugüne, düne, yarına sallanıyorum.
hep rüzgarlar yüregimde.


hep bir ucurum kenarı.


sen hic kalmamışsın, hep gitmişsin gibi...


ben hep yarım.


dün sensizdi, yarın sensiz olacak derken caresiz bir bugüne oyle cok sarılmışım ki,
kollarımda derman kalmayacak gibi, hep daha sıkı sıkı...


icimde birikmiş boşluklar, bagrıma bastıgım taşların ardından bana kapkara gülümsedikce ve ben ozlemlerimi yeniden farkettikce,
yüzüme seni sevmenin ne korkunc bir his oldugu carptikca yani...


en cocuk yanım agrıyor...hala.
cünkü evet, tecrübe denilen koca bir yalan,
kac kez düştügünden bagımsız bir şiddetle kanar dizleri insanın inadına.


şimdi sen püff diye kaybolsan mum ışıgıyla ve sonra yine gelsen, hic gelmemiş gibi olacak; işte bu yüzden agır, bir sevdanın eşiginde yaşamak.
yanıbaşımdayken bile, bile bile...yeniden acıtacak, yeniden acıyacak.


bilmek, o nefesi o denli zor alışın nasıl oldugunu bilmek agır.


bilmem anlatabildim mi?

11 Haziran 2012 Pazartesi

k.i.m.s.e.

Bazen, birisi kol kanat gersin ister insan kendine; kanatları kopmuş hisseder...Bazen cıglık cıglık aglasa kimsenin duymayacagını bilir.
Bazen, yakarışını duyanların ellerini uzatmayacagını, uzatamayacagını düşünür.
Bazen sessizligini parcalayacak bir kac cümle işitmek ister...
Bazen insan ıssız, sagsız solsuz, elsiz kolsuz, duvarsız, sıgınaksız hisseder.

kimsesizlik zor zanaat...kimsesizlik kimseli olanların katlanamayacagı kadar yorucu.
kimsesizlik 10 km2lik cevreleyen alandaki, telefonun ucundaki, facebookun like butonundaki kişi sayısının cogullugundan bagımsız, kimselerle degil; kendi oluşunla ilişkili.

bir secim, bir karar, belki zorunluluk...

kimsesizlik, koynunda yüregine yabancı kimseyi barındıramayacak kadar 'kimse' olanın, olabilenin meziyeti, cezası, günahı ve hatta odülü.


kimsesizlik, kendinde kendini yadsımayışın bedeli.

işte yaşamak bazıları icin bir kimsesizlik oyunu, yine kimseyi o kimse yapan...


yagmurlarında başında dam, güneşinde golgelik olmadıgından; cırılcıplak atlayışı fırtınalardan okyanuslara...
bir tek, tek kendi, tekbaşınalıgıyla bogulan,
sonra kendini hep yeniden, sırılsıklam doguran.

oksüz bir rüzgar mevsiminde,
herkesin bizleşebildigi baharlardan gecmiş,
sıcaga sımsıcak, soguga inatcı...

kalbi avuc iclerinde kanamış, karalanmış, yalanlanmış...
kendi avucları gururlu kırıntılarla omrünü besleyen,

ve başını yalnız ve yalnız kendi dizlerinde destekleyen...

kimsesiz bir kimsenin ekşi, buruk, yine de buguludur oyküsü.

korkütük her akşam, kendi golgesindedir büyüyüşü.

4 Haziran 2012 Pazartesi

gozlerinde alev acmıştı yaz akşamı,
buhar oldu sacımdaki deniz...

tuzlarımı sakladım kanamalarına...

kan bastıgın aşkımı dolunaya yazdım.

bir sarmalamalık canım vardı,
sonra tek sozcük kaldı,
kalabalık dagarcıgım.

o sozcuk,
bazen bir daragacı,
bazen gül dalı.