4 Ocak 2014 Cumartesi

bir şiir okumak istiyorum, 
öyle bir şiir ki 
bütün sancılarımdan söz etsin iki hecede.

ya da ben tek şi-ir yazarım 
ve dökülür bu sakat sözcükte 
tüm iç sıkıntım nefesimden.


umut, delinin ekmeği işte,,,

umut, delinin emeği.



ondandır ben uzun yıllar var emek-leyip duruyorum hece hece isminde, kimi zaman gözlerinin gitgide silikleşen renginde hep iki hece.

umut işte,

bir acıyı ezberlemenin umudu benimki. o ilk gecenin, doğru dürüst sesleyemediğim o ilk hecenin acısını yeniden ve yeniden duyumsayabilmek için, sapkınca.

bir delinin emeği umut.

bir acıyı ezberlemek için dizlerimde kan revan, emekliyorum.

bir şi-ir okumak istiyorum.

öyle bir şiir ki,
bütün delileri tek bir nefesle çekip alsın içimden.

bütün delilleri yok etsin, bize dair.

16 Mayıs 2013 Perşembe

içtiğim şehirleri bir şiire kusmak istedim,
ya da seçtiğim şiirleri bir şehre yazmak.

kucağına düştüğümüz,
küllerinin arasında ben'imizi aradığımız,
bulduğumuz, olduğumuz.


geçtiğim yolları bir şiire çizmek istedim.
koşaradım oynaşan ışıklarla mehtapta,
coşaradım şarkılar doldurduk ya hani kadehlere.

her aşk biter mi bilmem,
benim geceye aşkım bitmedi hiç.
her gece aşığım, her geceye.

sevdiğim geceleri bir şiire yazmak istedim,
köşe bucak kaçtı hece.

hilal olur, dolunay da olur.
yıldız yıldız akrostiş yaptım harflerini.
koynumda bir at nalı,

kara kediler tarafından kovalanıyorum ne zamandır.
ne zaman kafamı çevirsem gökyüzü niyetine,
hep bir merdiven altı.

aynalara baktım, aynalar kırık.

kırık aynalardan bir yüz yapmak istedim.

küllerinden o şehrin,
dünlerinden bu şehrin.

sihir sihir kayıp gitti sisler ardına en sevmişliğim de
bitmedi işte,
hiçbir geceye aşkım.

gece gece yollara düşmek istedim,
her yolda bir gece düşledim.

bitmedi gece, gitmedi yol.

içtiğim şiirleri bir şehre kusmak ve hep geçmişliğe yok gençmişliğe
ama en çok senmişliğe küsmek istedim.

adını yıldız yıldız koynuma astım
paslanmış bir at nalı.

durdum.
duruldum.

gecenin karasında,
koca bir gençmişliğin kuytusunda
bulunamazdı elbet aradığım o dört yapraklı yonca.


durdum,
uğurdun.
uğursuzdum.

20 Nisan 2013 Cumartesi

mevsim normallerinin ya altı, ya üstü sen ve ben...
hiç aynı güneşte buluşamadı coşkumuz ve hiç aynı yağmurda ıslanmadı hüznümüz.
kaçak sevmiştik, kaçak seviştik de, hiç huzurda barınmadı öykümüz.
nice temmuz geçti, nice ekim...
bir bahar gölgesine sığmadı düşümüz.

ben sensizlikte istedim seni en çok,
sen başucu aşkından başkasını bilmedin.
sen başım, sen gönlüm olmuştun oysa,
kokunu hiç çekmeden de benimsedim.

sen bilmedin hiç bensizliği,
ben senli olmaya yetişemedim.

ben seninle hiç yenişemedim.

nice yaz geçti, nice kış.
ben en çok bir sonbahar gecesi sevdim.
yüzünde parıldayan haziran sarısına inat.

***

nice ben geçti.
sen hep orada.

işte yine ısınmaya yüz tuttu tenlerimiz,
çocukluk çağım geldi.
yine düşünür oldum seninle bir deniz kıyısında büyülenmeyi.

sen hep deniz kıyısı
benim içimde samyeli.

***

hep uçurum kenarlarına denk düştü benim yollarım,
seninki kaldırım emniyeti.

hiç kesişemedik düzlük bir şehirde.
kaç şehir gezdik de,
yerleşemedik tamam bir sevdanın evinde.

***
ben hiç bilemedim keza,
bir sevda tamam olur mu?
tamam sevda durgunluğunda durulamadım,
kurulamadım kalp köşesinde.

ben, hep bir yanı kanatlı.
sen kol kanat.

ben tamam olamadım da,
sen tastamam budaklandın rüyamda.

***

nice zaman geçti.
kurmadığım cümlelere ayıp olmasın diye susmadım ya hani hiç.
seslenmiş sözcüklerim bin pişman.

hece hece işledim o allahın cezası üç harfi,
yine de barınamadı öykümüz
hiç, huzurda.


nakış bilmem de, çömez bir iğne işçiliğiyle çöller kadar kum taneleri arasında aradım o çakıl taşımı. koynuma astım sonra ömrüm dedim.
ömrünü koynuna asan ne kadar yorulursa işte,
ben o kadar sürükledim gölgemle,
gölgeni.
kusmuk kokulu alkol sonrası sokaklarından,
ıhlamur dibine döndüm geldim.
en ayrılıklı şarkılardan,
kadeh kadeh yolsuzluktan geldim.

***
nice yolsuzluktan yol buldum geldim ben de,
sen yolundan hiç adım vermedin.

kuytuluğuna sokuldum ben de,
kuyular kazdım inmedin.

ben sensizlikten geldim,
sen her gün ağardığında iki gözüm,
iki gözüm hep sende,
bir bakışını gönlüme çeviremedin.

ben aşk denen şeyden çoktan geçtim de,
dile dökülenin peşinden geldim.

sustum.
oynadım.
oynamadım.
küstüm de,
bir nefes üflemedin yangınıma.

***

ben sararmış yaprakları, çiçeklenmiş erik dallarını, çakıl taşlarımı, ıslak toprağımı aldım.
yüklenmiş buluttum.
kipsiz yüklem.
zamanlarımı topladım geldim de,

sen bensizlik nedir bilmedin.

***
nice öldüm, nice dirildim
nice düştüm, nice dikildim.
nice temmuz, nice ekim.

ben sensizlikten seni bulup geldim.
senden sensizliği alıp gideceğim.

hiç öykümüz
barınmadı
huzurda





16 Eylül 2012 Pazar

...

gökyüzünde kurulmuş cümleler var,
göztaşı gibi düşüyorlar bir bir; 
yıldızlar kaydı sanıp usanmadan dilekler tutuyoruz.

gecenin en serin vaktinde içine alev düşer ya,
olur ya...

şarkılar içiyoruz,
şarap kokusu çalınıyor burnumuza.

gökyüzünde kurulmuş cümleler var,
tutamadıkça tutulduğumuz.

kozmolojik bir savaşın orta yerinde,
yapısöküyoruz.

kimsesiz hissetmek,
kimsesiz olmak...

kimse olmak.

kimseyi beklemek.

bir ben,
bir estragon... *

unuttuğumuz zamanlar var.
unutulduğumuz.

hiç iyileşmemiş bir yara,
iyileşmezmiş.

ah, üç damla göz yaşı aksa kıpkırmızı,
ah kan revan,
bu aralar blushlaşmış rose moda.

pembe olmalı ya o rüyalar,
kan akmasın gözünden, gözümden.

elimize yüzümüze bulaşmış:

dört yanımız yitik bir aşk öyküsü,
hep öykündüğümüz.

gökyüzünde kurulmuş cümleler var,
ve bir zaman diliminde tutup indireceğiz onları yere...

aethere karışacağız.
aristotelesin düşü gerçek olacak.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

postmodern 'bir" biir denemesi


bölünemeyen
ama paramparça olabilen
ve vurulup kırıldığında dahi

yine aynı, tek.
çoğalsa, eksilse ve eskise de
hep bir, tek.

herşeyin ondan taştığı yanılsanan.

hiçbirşeyi değiştirmese de,
değişse de, dönüşse de
içine binlercesi sığınsa,
içi salt boşluk olsa da bir.

içi, dışı, başı, sonu bir.

birden geriye kalan,
bir.

herşey ve herkes durgunlaştığında,
kaçıp gittiğinde...
sözler bittiğinde değil ama sözler dindiğinde.

gece mesela,
uykuda, rüyada ama hayalde değil
bir.

deniz kenarında, güneşlenirken;
bir kadehlik düşünürken,
gökyüzüne bakarken ya da bir balıkçı teknesi homurdanırken ılık sabah önlerinde.

kalp ağrıyınca,
haykırırcasına ağlayınca,
en azından ağlamak arzusu duyunca
bir.

bilen bir.
bilmesi istenen başka birken,
başkalaşırken, özlerken,

sığlaşınca herkes,
ya da sıkılınca derinlerden yine bir.
***
kum taneleri hayal ediyorum,
ruhumun ölüsünü arındırabilen.

bu ara sıkça konuşmayı düşünür oldum.
iki çift laf edeyim istedim,
iki demlenmek
ama yine bir.

mide ağrısı, yürek spazmı derken,
iki el istedim 'bir'leşen...

yine bir.

bir ben, benliği bin parça
ama bölünemez bir.

'bu ne yaman çelişki anne' diyecek oldum sonra,

anne, kardeş, baba, evlat, dost,
ve sevgili

yok, yine bir.

parmak uçlarım hissetmeyeli
burnum sızladığında o desteği,

ve gözümdeki buğuyu silmeyeli hiç 'bir' ten.
ben.
bir.

alın teri ilişkilerimin tuzunu ege sahillerine döktüm ben.

herkes tatil yapıyor sanarken ben güneşte yaralarımın kabuklarını erittim, nasırlaştırdım sonra.

kızımla kumdan kaleler yaparken,
kalelerimi yıktım gençlikten kalma heyecanlı insancıllığımın.

ve döndüm,
bir.

en sevdiğim şarkılara döktüm içimi,
ağladım, güldüm.

kendini ağlar insan hep.

mesela bir sevgiliden ayrılmak zordur ya,
bir ömürlük sevdayı, meltemle uçurdum ben karşı kıyılara.

içim bomboş,
içim dolu,
içim bir.

bir, bir Parmenides epiği,
Plotinos masalı belki.

oysa labirentlerden geçerken,
masallaşan, yalanlaşan bir değil çok.

hem birin içi, dışı yok.
içi, dışı, başı sonu bir.

üstelik sevdiğim rakamlar hep çiftken,
öyle acımasızca çarpıyor ki aynalar...
bir vuruyor gözlerin ikililiğine inat.

iki gözüm,
bakışınız bir.

bir öldüm,
bir dirildim.

döndüm.

ve dedim ki onlara,

'belki üstünüzden bir tır geçer'




18 Haziran 2012 Pazartesi

yazesintisi

yaz geldi, okul bitti...icimdeki felsefik canavarın yerini romantik bir peri sarmaladı. buyrun:




bazen, elinden yüzünden ozlem akar insanın...salt ozlem...neyi, kimi, neden bilmeden...
cocuklugun kokuları calınır burnuna, sonra hafif bir sızlama...
ilk yazlık macerasının ilkyaz yakamozu gibi uzakta,
aşkın cocukca ilk duyuluşu.


masallar biriktiriyor insan büyüdükce.
tecrübe denilen koca bir yalan.
yaşanmışlıktan edinilen tek yaşanamayanların ya da bir daha yaşanamayacakların bagrına basılmış taşlar.


ben bazı geceler, bütün o taşlar kafama yuvarlanmışcasına boşluklarımla carpışıyorum.


yine, yeniden bitmez sevda esintileriyle sahillere vurur mu akşam sonlarım?
yine bekler miyim onu bilmeden gelişini diye sorarım.


insan ozlemeyi ozler mi hic?
ben seni ozlemeyi bile ozlüyorum...


yanıbaşımdalıgın oyle cok ayırıyor ki bazen bizi...bazen yanıbaşımda oluşuna yaslanıp, umarsızca yaşlanıyorum;
arada tazeleniyor kalbim, nefes alıyor, ve cocuk oluyorum; ve her cocuk oldugumda sen yine karşımda o seni ilk gordügüm andaki hayalinle...


ben bütün gecmişligi seninle ozdeşleştirmişim ki, en uzak hatıralarıma ortak oluyorsun her seferinde.


mesela hic bilmezsin ben hangi oyunları severdim ve hangi sarkılarda aglardım eskiden;
sen hic bilmezsin ben ne zaman gizlenirdim masanın altına...


ben ne zaman neyi ozlesem,
farkediyorum ki hep senin de orada oluşuna hasretim.


birlikte yaşlanmak yetmiyor bazen, biz birlikte gencleşiyoruz hayalimde.
seni annemle babamın birbirlerine coşkun sabah şarkıları soyleyerek dondügü pikniklere de gotürüyorum.


bellegimin en kuytu koşelerine sinmiş varlıgın,
ama ben en cok hep en cok, seni bilmeden oncesine eklemliyorum seni.


bugün yetmiyor. düne kacıyorum.
yarından korkuyorum, düne sıgınıyorum.


evet, sen yanıbaşımdasın ama ellerimden ozlemler dokülüyor.
yarım kalmış her yaşım aklımda.


ben daha seni sevmenin en başında, hep o en başında asılı kalmışım gibi...
yoksa o an, o hece ucup gidiverecek gibi...


o yüzden hala icimde ozlem, aklımda o ilk korku.


ben hep gozlerindeki o en tanımadıgım bakışa tutunuyorum; bugüne, düne, yarına sallanıyorum.
hep rüzgarlar yüregimde.


hep bir ucurum kenarı.


sen hic kalmamışsın, hep gitmişsin gibi...


ben hep yarım.


dün sensizdi, yarın sensiz olacak derken caresiz bir bugüne oyle cok sarılmışım ki,
kollarımda derman kalmayacak gibi, hep daha sıkı sıkı...


icimde birikmiş boşluklar, bagrıma bastıgım taşların ardından bana kapkara gülümsedikce ve ben ozlemlerimi yeniden farkettikce,
yüzüme seni sevmenin ne korkunc bir his oldugu carptikca yani...


en cocuk yanım agrıyor...hala.
cünkü evet, tecrübe denilen koca bir yalan,
kac kez düştügünden bagımsız bir şiddetle kanar dizleri insanın inadına.


şimdi sen püff diye kaybolsan mum ışıgıyla ve sonra yine gelsen, hic gelmemiş gibi olacak; işte bu yüzden agır, bir sevdanın eşiginde yaşamak.
yanıbaşımdayken bile, bile bile...yeniden acıtacak, yeniden acıyacak.


bilmek, o nefesi o denli zor alışın nasıl oldugunu bilmek agır.


bilmem anlatabildim mi?