20 Mart 2012 Salı

MNEME & EMPEIRIA üzerinden Aşk

Daha once http://benimblogumiste.blogspot.com/2011/07/kimse-olmesin-diye-kimsenin-aklnda.html linkindeki yazımda soz etmiştim, aşklarımızın nasıl da gündelik hayat icerisinde derinlere gomüldügünden...Cıkarıp arada bakmak gereken minik bir sandık gibi, anımsamak acımsamak o en başta; hayatta salt aşktan başka birşeyin olmadıgı zamanları...Bugünlere gelene kadar ne zorluklardan, ne uzun yollardan gectigimizi.

NOT 1: Şimdi bir Aristoteles sınavı oncesinde zihnim boyle şeylere takılınca ister istemez başlıga ekleştirdim ogrencinin vicdan azabını:
Mneme, klasik yunancada anı, anımsama demek...Empeiria da tecrübe demek.

NOT 2: klavyemin bir takım tuşları calışmadıgından okuyucuya verdigim rahatsızlık dolayısıyla ozur diliyorum, hatta tam olarak dileyemedim gordünüz.

AŞKa geri donersek; zaman zaman ekşi sozlükte 'aşk'a yazdıgım bir kısım şeyleri copy paste yapıyorum; ben baktım anımsadım...siz de bakın:

(Kendime)NOT 3: şu sınavlar falan bitsin, uzun uzadıya yeni şeyler yazayım :(


Bu başlıktakileri sectim cünkü bana gore sevda 'korku'olmadan yaşanır şey degil...hep kalmakla gitmek arası birşey...bunu ayrıbaşına bir yazıda irdeleriz elbet...




hiç kalmayacak birisini özlemek

ne güzeldi gelişin; kendinle birlikte dünyanın en muhteşem -ki ben muhteşemin bir eni boyu olduğunu da o zaman öğrendim- duygularını da getirmiştin. hoşgelmiştin. 'hayatın bu bölümü'nü, vaadedebildiğin kadarını seninle paylaşmaya vardım ben, dünden hazırdım. bir dün olmayı göze almıştım birkaç senli bugün için... çok güzeldi gelişin. ne çok masal ne de çok gerçek. kaderdin biraz, kaderimi kendim çizmiştim bir kurşun kalem siyahlığıyla. hoşgelmiştin...
çabuk alışıyor insan güzelliklere, bazı güzellikler alışılınca o kadar da güzel gelmez insana ama senin sihrin buradaydı işte. alıştıkça güzelleşen bir varlığın vardı. * *hırçın bir sevgiydi bizimki, yalındı. benim en başından beri başımı döndürüyor dediğim ve senin bir türlü inanmadığın aşk, seni de aldı. en başından beri biliyordum, tehlikeli bir oyundu başlattığımız. tüm oyunlar gibi oyunluğuyla kalacak, yani bitecekti. gözden kaçırdığımız tek ihtimal oyunun 0-0 bitmesiydi. şimdi sen bu sıfırlara aldanıp, kızma sakın! bunlar, yani elimizdekiler sadece oyunun sonunda sıfır oluyor, hiçleşiyor. (hatta kendi adıma eksilere düştüğünü bile iddia edebilirim) yoksa, o boktan sona kadar o kadar çok değer var ki adı anı olmaya mahkum. herneyse *
bugün, evet seninle yaşanan ve uğruna dünleşmeyi göze aldığım günlerden biri, bugün ben artık yarınsızlığın sancılarıyla boğulur oldum.
bugün, seninle çiçeklenen her bugün gibi çok mutluydum.
mutlu olduğum her anın senin benden kopup gidişini anımsatan kara bir bulut gibi üzerime yağdığını çoktandır biliyordun...
bugün kokunu daha yoğun duyumsuyorum.bugün, yarın daha da yakın. bugün yarının sensizliği bugündeki tüm senli imgeleri götürüyor. (işte tam burada ben eksiye düşüyorum)hep derim ya sensizlik senden daha çok içimde.
bugün ben sanki yarın öleceğini bilen en kanamalı hastayım, ve o en muhteşem duygulara açlığım
,
bugün serumumun içine ne kadar sen katarlarsa katsınlar, bu virüse çare bulamayacaklar.
bugün, korkuyorum. ve korkmak fiili benim korkumu anlatmaya yetmiyor. bu yüzden korkmasam daha iyi diyorum. olmuyor...
bugün, ben artık kalksam bu yeşil örtülü masadan diyorum. kozum kalmadı, blöflerimi denize attım, ve şans her zamanki gibi arabesk bir cümle ile başka kapıları çalmakta. üstelik mucizelere inanmıyorum.

ne güzeldi gelişin ve kesinlikle hoşgelmiştin. ki bu kadar sevilen bir insana, kalmayacağını bile bile hoşgeldin demek ancak türkçemizdeki deli cesareti deyişiyle nitelenebilir ve öyle pek de nitelikli birşey değildir. yine de hoşgelmiştin. oysa gidişinin gelişin kadar hoşnutluk yaratmayacağını, açacağı yaraları, ve götüreceklerini * bilmeliydim. ama adı üstünde deli cesareti ya, ve ben her sızlayan yerimi iyileştirecek kadar güçlüyüm ya * hem seni, hem de burnumun dibindeki sensizliği birlikte yaşarım sandım. gözden kaçırdığımız birşey daha vardı, yaşlanıyordum. ve yaşlandıkça yaşlanmayı düşünür oldum. şimdiden öyle çok yaşlanmıştım ki seninle, hayallerim yoktu artık... oysa hayaller olmadan yaşanamazdı. çok kısa sürede hayallerin boşluğunu kabuslar sardı. ve her kabusta sensizlik konu ediliyordu kenarından köşesinden.ben, kabuslarım ve sen birlikte o kadar çok uyuduk ki...bu yüzden ben her uykumda, her uykumuzda seni o kadar çok özledim ki...zaman durdu.
zaman doldu. şimdi hayal kurmam lazım.
kabuslar çoktan yatağımın bir parçası oldu.
şimdi hayal kurmam lazım.
şimdi sensiz yaşlanmaya, sensiz başlamam lazım.
şimdi yeşil örtülü masadan kalkmam lazım, ve yeşil örtüyü sana bırakıyorum, beni hatırla.
şimdi seni özlemem lazım ve özlememin yanına en ufak bir mutlulukluk daha yer yok.

böyle birşey işte hiç kalmayacak birisini özlemek, hiç gelmeyecek birisini özlemek kadar, hatta belki daha da sancılı, sensizlik senleyken daha ağır gibi birşey.

******



bir yalanı sevmekle başlar, ya da sonsuza kadar sevmek metaforu koca bir yalandır başlıbaşına.
inanır insan güzel bulduğu şeylere kolayca.
yazıktır aslında metaforlarla süslüdür aşk denilen. hatta aşkın kendisi metafordur. hoş gelmektedir şiddetle kulaklara.
inanır insan. hiç varolmamışlara, varolmayacaklara.
bile bile inanır. bile bile sever.
ve bir yalanı sevmekle başlar.
hiç kalmayacak olan yalan mıdır sorusunun derinliğine inemeyecek kadar yorgun düşülmüştür özlemekten.
ve hayat gerçek olanlarla mı doludur sahiden?
yazıktır. inanılan çoğu imgenin yalan oluşuna aldırmazlık çevrelemiştir bilinçleri.
hiç kalmayacak olanın büyüsü yalanlığında mıdır bilinmez.
hiç kalmayacak olmasındandır dense ya kalırsa umuduyla özlenmektedir zaten...ya sonsuza kadar benimse ihtimali üzerinden bir polyannacılıkla masallar yazılmaktadır.
bir yalanı sevmekle başlar. bir yalana kapılmakla, bir yalanı özlemekle sürer.
bir yalansız yaşayamamaktır sonu.
bir yalanda tutuklu kalmaktır hiç kalmayacak birisini özlemek.
yalan değildir.

*****

susuyorum artık. tüm susları dost edinmiş bir şarkı besteledim zamana dair.
susuzluğuma eş değer bir özlem biriktirdim şimdiden. ama susuyorum. saymıyorum kalanları, gidenleri sildim çoktan gitmek fiilinden.
aynaya bakıyorum, hiç oralı olmuyor. hatta tanımazmış gibi yapıyor.
sana bakıyorum.
susuyorum, susamaktan yorgun.
isyan etmiyorum, yanımda sözcüğünün içindeki anın tadını çıkarıyorum. umut bağlıyorum gözlerine, bakışların saklambaç oynuyor çocukluğumla.
hatta alay ediyor umut bağı, göremediğin gözyaşımla.
ağlama diyor. 'annen sana terlik pabuç alacak'
alay ediyor.
ben susuyorum, buğulanıyor gözlerim.
şimdiden gittin sayıyorum yanımda olduğun zamanları ki, gitmişliğinin ardından kaldığını sanayım.
ben susuyorum.
*****

kalbimi affettim ben.
çekip gidiyorum artık bu ümitsiz masaldan. yükledim omzuma sevilmişliği, gerisi sana kalsın. ben kalamayışına daha fazla ağlayamıyorum. bıraktım bu da yarım kalsın...*
*****


nereden geldik...nereye...ve hiç kalmayacak olmanın yavaşlığına kapıldık.

sıradan bir yaz günü, yazılmaya çalışan bir öyküden, nefes alışların öldürücü hızlanmasından, kimsenin kimse olmadığı bir tatil zamanından, ıssız sevişmelerden, sinir krizinden, sinir krizlerinden geldik.
geldiğimiz yerde yaşamanın buzları arasına kattığımız bir sevdalaşmanın alevi ile savaştırdık gündelik sancıları.
sen süvari oldun, en beyaz bir atın gösterişli yeleleriyle estin bir masalmışcasına hayatımda...
ben sönük kaldım kendimde seni böylesine ışıldatırken gözlerimde.
nereden geldik...
korkak dudaklarımız vardı en başında.
ilk kimin dudağı kıpırdayacaktılı zamanlardan yola çıktı ellerimiz...
ayrılamaz oldu birbirinden geceler.
belki de en çok geceleri paylaştık, tükettik birbirimizi, güneşle yeniden, yeni özlemler yetiştirdik.
nereden geldik...
önemli değildi o kadar da nereye gittiğimiz. nereye gidersek gidelim, bir gün, yalnız yolculuklar yapacağımız yerleşik hayata geçmişti çünkü göçebe zihinlerimizde.
önemli değildi senin beni, neden, az ya da çok, yalan ya da gerçek, sevmen ya da sevmemen...
çünkü ben seni, nedensizce, az kalacak kadar çok, yalanlar kadar gerçek seviyordum.

şimdi sen bunu, ister geç kalmış bir hoşgeldin, ister erkenden uyanmış bir hoşçakal say.
istersen sen bunu en az senin kadar yaşanmış bir rüya olarak yaz bir kenara.
ama nereden geldik bir düşün.
nereye gideceğimiz o kadar önemli değil nasılsa.

çünkü* hep uykularımda kalacaksın, her yatak odası yalnızlığında.

****

gitme diyebilseydim sana ve sen gitmeyebilseydin.

düğümlendi boğazımda kalmanı yakaran tüm cümlelerim, gidişin göz yaşı oldu başıboş...

gitme diyebilseydim sana ve sen her zamankinden daha uzun kalsaydın ömrümde.

oysa ben gidendim sanki, sen burada kalıyordun tüm yokluğunla, ben uzak ülkelerde mülteci...

her yeni sabah, yeni bir aşk veriyordum sana, bir gün ellerine tutuluyordum, bir gün dudaklarına, bir gün hüzünlü bakışlarında tutuklanıyordu gözlerim ama hep varlığına aşık oluyordum. bir sürü aşk biriktiriyordum.

şimdi yokluğunda binlerce sevda yetiştireceğim, birlikte ektiğimiz tüm meyvalardan, çiçeklerden daha güzel kokacak söz.
şimdi gidiyorsun ve ben her sabah yatağımın sağ tarafındaki boşlukta, yokluğuna vurulacağım. bir yokluğun beni bu kadar dolduruşuna, sarmalayışına şaşıracağım.

şaşkınlığım ölümümden uzun sürecek, şaşkınlığım kadar uyumak isteyeceğim, göğsünü arayacak saç tellerim. saçlarımı hiç kestirmeyeceğim, özlemin olacak saçlarım, uzaklığın olacak.
ben artık her sabah yokluğuna aşık olacağım. güneş öyle bir aydınlatacak ki yokluğunu, yüzüme vurulacak yalnızlık. güneşe kızacağım. yalvaracağım zamana, zaman hiç olmadığı kadar ağır hareket edecek. zamana kızacağım.
sana kızacağım yokluğun için, bana kızacağım varlığın için.
tüm anlamları yıkacağım anlamsız oldukları için ama her sabah, yine aşık olacağım sana, yokluğuna, varlığının silik yansımalarına, gidişine...

dönüşüne...hiç dönmeyişine.

her sabah aşık olacağım yine. aşık kalacağım.


*****

dur biraz daha...
kal işte birkaç sarılma vakti.
akşam üstlerimi zifiri karanlıklara dönüştürmeden önce, zavallı ellerimi bir kaç ısınma süresince tut.
buz gibi ayrılık, buz dağları uzaklıklar gelip girmeden koynuma, bir gözyaşı yolu boyunca daha tut yüreğimi.

dur biraz daha.
ben zamansız vedalara daynamam. vedanın zamanlısı da olmuyor ayrıca.
veda et yine de sen.
hiç dönmeyecek gibi özleyeceğim seni. kadehler kaldıracağım dönmeyişine.

dur biraz daha.
bir ömürlük bir bakış daha çalayım yaşamından.
bir bakışına sığdırayım tüm anıları, anımsayamadıklarımı.
dur biraz daha, hafızamı da koyayım valizine.
benimle bırakma hiç bir senli dakikayı.

dur biraz daha,
bir vedadan daha uzun, bir sevdadan daha kısa olsun.


*****

gittin işte.
bakışlarımdaki tüm yakarışlara rağmen, hiç anlamlandıramadığım bir mecburiyetle çıktın yola.
göz bebeklerimde tutuklanmış yaşlar durduramadı seni.
ben durmanı haykıramadım arkandan.
yalvardı yüreğim hiç seslendiremediğim cümlelerle.
hiç istemediğim zamanları getirip attın kapımın önüne.
gittin.
hiç kalmaycak birisini özlemekteydim, kalmayacak oluşunun yanı başında.
şimdi tüm sevdası kalbinde geri dönmeyi vadeden birisini özlemekteyim.
her biri birbirinden sancılı kramplar arasında gidip geliyor ruhum.
gittin.
*****

yanyana, dipdibeyken yaşanan bir özlemdir bu herşeyden önce, sinsi bir bilinç, kurnaz bir tümör gibi büyür gitgide yürekte.

siz bu tümörün yarattığı sızılara dahi tutkunsunuzdur.
haber vermektedir yaşamın her imgesi bir gün gideceğini, biteceğini...
vurdumduymaz bir görmezden gelme esir etmiştir çoktan düşünebilme melekesini.


*****
git gide, gitme vakti yaklaştıkça...

imkansızlıklarla, olasılıklarla boğuştukça...

aşkla yorgunluk harmanlanır, bozgunlar olur, kafalar hep dumanlı.dağlara kaçmak arzusu beyinlerde, yürek çoktan eşkiya...ben çoktan mülteci kendi varlığımda.

zaman.
zaman zaman istila etmekte bedenleri.
zaman en çok gözlere yansımakta.

yaşlandıkça daha anlamlı engebeler ve daha anlamsız çaba.

git gide, gitme vakti yaklaştıkça...

daha ağır cümleler. sorumluluklar, sorunlar, zorunluluklar.

ve işte
hiç kalmayacak birisini özlemek zamanı düşman edinmektir önce.
sonra evsiz barksız kalmaktır koskoca bir şehirde.
*****

gün gelir...

bu sevgili yemin eder kalmaya, ömrünü başucunda paylaşmaya...

inanamazsın,

daha önce hiçbir hayalin gerçek olmamıştır.
hiç bir rüyada uyanık, başrol oynamamışsındır.

kalbinde terkedişler, terkedilmeler
güvensizlik, hırçınlık...

bu sevgili yemin eder kalmaya.

inanamazsın.

devam edersin sinsi bir özlem biriktirmeye
gizli bir korkunun içinde.
****

yıllar yıllar geçtiğinde,

tüm ezberler silindiğinde ve sancılar dindiğinde bile,

saçmalığı cümle içinde gizli kalandır.

yalandır.

*****


kaldı kalmadı derken,

bir ömür boşa çabalar, çuvallar insan.

anlara yılları sığdırmaya çabalarken,

yıllar anları aratır...

ve hep en baştaki o ilk korkuya dönmektir hiç kalmayacak birisini özlemek.

******


hiç eskimeyen bir rüya içerisine sıkışıp kalmış bir kabustur bu.
,,,
yıllar yaşandıkça ve biz yaşlandıkça,
hala o ilk günkü korkuyu taptaze taşımaktayım.
oysa yüreğimdeki cesaret soldu.
gece karanlığında sokakta yürüyemiyorum artık,
ama daha kök salmış, daha dimdik koşuyorum yarına.
yine de yaşadıkça
hala o ilk tedirginlik başucumda.

,,,,