30 Ocak 2012 Pazartesi

Kadın Milleti


Pek feminist bir tip sayılmam, koşulsuz kadın-erkek eşitliğine inanmam. Zira kadın ve erkek arasında farklı alanlarda üstünlükler vardır. Evet kadın fiziksel olarak daha kırılgandır genele bakınca, oysa erkek de doğum yapamaz falan gibi durumlar var. Şu doğum meselesinden midir bilmem, kadın milletinin acı eşiği sadece fiziksel anlamda değil, ruhsal olarak da oldukça yüksek sanırım.
Ayrılık acısı olsun, yalnızlık buhranları olsun hepsi katmerli şekilde hatun bünyesinde barınmaya müsait. Ben kadının zekisinin her alanda, yani akademik olsun iş hayatı olsun, başarılı olabildiğine hatta erkeklerden çok daha yaratıcı ve üretken olabildiğine tanık oldum. Şu aşk meşk işlerinde de aynı şekilde kıvrak zekasının tüm belirtilerini, benim diyen playboyları evcilleştirmekte itinayla ve başarıyla kullanan nice kadınlar gördüm. Ama bu nicelik işaret parmağımın ucuyla sınırlanabilecek kadar kısıtlı.

Yeni dünyada, yani global, ekonomik ve sosyal olarak kadının her alanda boy gösterebildiği; yani kadınların, en büyük devrimini (ki ikinci dünya savaşı bir kırılma noktasıdır bu konuda) geçirip bu koşullara ulaştığı noktada iki konuda başarısız olduklarını düşünüyorum: sosyal alanda seks objesi olmak bunlardan ilki. Ki ben buna sadece karşılıklı bir ticari paylaşım olarak bakıyorum. Yani poposunu daha çok sallayanın daha çok albüm satması durumu. Ayrıca erkekler için de bir metalaşma süreci varken, baklavalı popstarlar soyunurken bu durumu tartışmayı çok da gerekli görmüyorum.
İkinci olarak ise, en azından kendi sosyolojik ortamımda gözlemlediklerime bakarak, üniversitedeki kız-erkek muhabbetlerine kulak kabartarak falan edindiğim izlenimlerle; bu yeni dönemde hem kadın meselesi hem de kadın-erkek ilişkilerinin pozisyonu açısından durumun vehameti içimi acıtır oldu.

Seks yapmak, sevişmek, cinsellik...bütün bunlar kişinin kendi iradesine kalmış şeyler.
Ben de ideal olarak kadın erkek ayrımı yapmadan herkesin istediği -sağlık konularına dikkat ederek- gibi seks yapabilmesi taraftarı bir kişiyim. Herkesin etik alanı kendine...İsteyen arkadaşıyla yatar, isteyen arkadaşının sevgilisiyle...bunlar sadece kadınların değil, erkeklerin de irdelemesi gereken erdemleri belirler. Yani seksle ilgili bir ahlak durumu olacaksa, bu cinsiyetten bağımsız bir etik anlayış olmalıdır ve sadece bireyleri bağlar. Kimseyi taşa tutmaya gerek yok.

Öte yandan, bizim (80liler) kuşağın sonlarına doğru gelişen yeni anlayışta, kızlarımız kendilerini sex & the city karakterleri sanmaya başladılar. Ne ala, Samantha benim idolümdür mesela. Çünkü o kadın, akıllıdır. Seksi duygularından ayırır. (bu ne denli mümkün tartışılır) Seksi seks için yaşar. Uyandığında gece fantezilerini paylaştığı adamı yanında göremezse yıkılmaz, bir oh çeker. Ancak unutulan şu ki, Sam fictional bir karakterdir ve her baba/anayiğidin harcı değildir öyle yaşamak. 




Yalnız bizim 18lik 20lik hatunlar Samantha edasıyla gezindikçe, genç delikanlılarımız pek bir avantajlı duruma geçti. Çıkmak ya da dating kavramı bitti bitiyor. Kahve, sinema, yemek üçlemesi tarihe karışıyor. ..Sevgililik kurumu çoktan fuckbuddylikle yer değiştirdi. Gözlemlediğim ilişkilerde, ki ilişki denirse; flört aşaması yok sayılıyor. Cumburloppp...Faceden iki poke, iki tweet ve sex başlıyor...
Hayır, kimsenin sevişme hakkına lafım yok.
Ama aşk denilen olgu, sevgililik falan arada yok olacak gibi duruyor. En geç ikinci buluşmada "vermeyen" hatunla çıkmayan erkekler gitgide çoğalmakta... Sevişip gelen sanal alemde hayatına devam ediyor.

Yahu, gençliğimizin en eğlenceli zamanları "erkek/kız arkadaşlarımızla" çılgınca gezip tozarak geçmedi mi? Ayrılıp ağlaşmadan, barışmadan, kavga edip üstüne sevişmeden bu hayat neye benzerdi?

Yeni nesil garip bir boşlukta seks yaparken en uzun ilişkileri ipadleriyle oluyor.

Bu durumdan erkek cinsi ne kadar muzdarip bilinmez, hatun kişilerde depresif semptomlar fena boy gösteriyor. Aşık olduğu adamı umursamıyormuş da sadece sevişiyormuş gibi yapanlar, hoşlandığı çocuğu msn seksi ile tavlamaya çalışanlar, bir adamda bulamadığı şefkati diğerinin yatağında arayanlar, sonra vicdan azapları, sosyal yaptırımlarla boğuşanlar (evet o hala var), kaşar damgasını görmezden gelmeye çabalayanlar (o da tarihe karışmadı).

Evet hanım kızlarım, biz henüz manhattan eliti değiliz, hatta manhattan elitinin de gossip girldeki kadar rahat olduğu muallak...
Çok erken kanatlanmalar; o kahrolası erkeksiz yapamama tribinizi, o saklı tutacağınıza çarşafa doladığınız duygularınızı dizginlemeden onla bunla yatıp kalkmak olmaaaz, olmuyor.
Kaldıramayacağınız taşın altına elinizi koyuyorsunuz (bunun kaba tabiri daha güzel vurgular durumu); ve içinizdeki "Charlotte"u unutuyorsunuz. Henüz o beyaz gelinlik hayalinin sadece yüzeysel olarak reddedildiği evredeyiz. Hala evde kalma korkusu içinizde, ki erkek cinsi bunu sizin kadar hiç umursamadı ve çıkmaya çalıştıkça batıyorsunuz. 

Sevdiğinizi  açık seçik, sonuna kadar söyleyene; sadece ama gerçekten sadece sevişmek istiyorsanız onu da "adam" gibi söyleyebilene kadar olmayacak. Hoşlanıyorum ama ben de ciddi düşünmüyorum tripleri atıp; iki seviştik sonra aramadı diye ağlamak SALAKLIKtır. 
Önce içine sindireceksin, sonra onun bunun fuckbudysi olacaksın.
Aşık olduğun adama large hatun ayakları çekmeyeceksin.

Ve bir erkek -en doğal hakkı olarak- bilecek böylece, hangi hanım kıza ne şekilde yaklaşacağını. Rengini baştan açıkça, korkmadan belli edeceksin ki sonradan pişmanlık denen baş ağrısı ve sindirim bozukluklarıyla uğraşma.

Kadını kadın yapan vajinası değildir cici kızım, akıl sahibi bir vajina olmasıdır.

Ve senin cinselliğin sadece senindir, onun bunun adamına yaranma derdindeysen utancısın hemcinsinin.
Sevişmek istediğinde seviş, ama bunu "sevgi"yi içinde barındırmasını istediğin hiç bir ilişki için kullanma. Bu hem karşındaki erkeğe hem de kendine haksızlıktır. Tek derdi seninle yatmak olan adamla, senin de tek derdin oysa yat. Aksi "kullanılmak"tır. "Ahhaha ben de onu kullanıyorum" cümlesi bu noktada hükümsüzdür. Çünkü ancak her iki tarafın niyeti, amacı aynı ise kullanmak ya da kullanılmak hali hazırda söz konusu bile değildir.

Erkekleri suçlamaktan da bi zahmet vazgeçin artık...Çünkü erkek ya da kadın, insanlar sana ancak senin çizdiğin çerçeveden bakıp, izin verdiğin ölçüde yaklaşabilir. (ha ötesi her türlü tacize girer)

Şimdi düşün: duygusal olarak hiç bir bağlılık yaşamadan seks yapabilirim, böyle de güçlü bir kadınım diyorsan, yolun açık olsun...Yalnız sana bağlanma potansiyeli olan adama yaklaşma, yazık günah...

Bir de bunu düşün: duygularım olmadan ben ben değilim, bir adamı öperken bile beyaz pancurlu evimizde ona kek pişirdiğimi hayal ederim diyorsan; O öpüştüğün yerde bir an dur ve ikinci adıma geçmeden karşındaki erkeğin hayallerinin 45 dakikalık olabileceğini, bunun bir o kadar doğal bir durum olabileceğini düşün ki, kimsenın hayali boşuna kırılmasın. Sadece sevdiğin ve seni seven adam/ adamlarla seviş ki, ruhun sonradan manik depresif, panik atak moduna geçmesin. Öyle güçlü bir kadın ol ki, karşındaki seninle olmak için onlarca fuckbuddyi iphone contactsinden, Blackberry Messengerından siliversin ;)


Bana sorarsanız;
AşKla kalın, aşkla yatın, aşkla kalkın...


22 Ocak 2012 Pazar

onların yapmadığını yapabilmemle gurur duyarım

photo.php.jpg


İşte önceki kayıtlara bir örnek, gazeteciyi teröristle aynı kefeye koyan devlet değil sadece bizim buralarda.

Hrantı kahramanlaştırsak da mı saklasak, kahramanlaştırmasak da mı saklasak?

Hrant Dink hakkında atıp tutmalar devam ediyor...Kimi ermeni oluyor, kimi müslüman kimliğiyle kınıyor olayı, kimi Türküm ama hukukun işlemediğini kabul ederim diyor, kimi hepimiz ermeniyiz demek ırkçılığın babasıdır diyor...

Bugün fbook familyasından bir arkadaşım, Hrant Dinkin 301 davasına düşmesine sebep olan cümleyi paylaşmış...Buyrun kahramanınız bunları demişti diyerek. Zehirle kanla, türklükle ermenilikle falan ilgili bir cümle. Şimdi ben Hrant Dink öldürülene kadar kendisiyle çok ilglilenmiş, hakkında bilgilenmiş biri değilim ama o gün bugün okuduklarımdan falan adamın böyle bir cümle kuracak kadar ırkçı olmadığı kesin en azından gözümde. Bir araştırayım dedim, Agosa girdim bulamadım. Google yardıma yetişti. Aşağıda linkini de belirteceğim üzere, Baskın Oran yayınlamış ki uzunca bir yazı dizisi var delik pabuçlu Hrantın, belalı cümle son bölümde kırmızı puntolu. Başlığı da "Ermeni Kimliği Üzerine". Hey höy yazıyı okudum, okumasa mıydım acaba? Hrant Dink bu yazı dizisinde ermeni kimliğinin ermeniliğin kendisiyle değil, soykırım ve diaspora üzerinden bolca türklükle tanımlanmaya çalışıldığını, ermeniliğin kendisinin üzerinde durmak yerine türkler ve soykırım üzerinden kimlik oluşturma çabasının yersiz ve yanlış olduğunu; bu durumda "türk" ermeni kimliğinin içinden çıkınca elde ermenilik kalmadığını oysa "türklük ve soykırım" meselesini ermenilikten çıkararak salt "ermeniliğin" kendisi üzerine bir kimlik kurulmasını belirten; bugünkü diasporayı eleştiren bir tavırda. Üstelik ne ermeni kimliğini pohpohluyor, ne türklüğü aşağılıyor.


Hukuk sistemimize bir kez daha saydırırkene, çevremdeki zihniyete küfrederkene; uzun zamandır görüşmediğim 40 yıllık arkadaşa dayanamadım comment giriverdim. Kızım, otur oturduğun yerde, bulaşma, öğreten adammısın sen, yok! Hiç yorum katmadan, linki verdim ve o cümleciğin çekilip alınmış bir parçacık olduğunu yazdım höyyy.


Birlikte fıçı fıçı bira içip, ayrılıklara ağladığımız, cebimizde ne var yok paylaştığımız eski dosttan gelen yanıtı paste yapıyorum buyrun:
Bilgi için teşekkürler Hatice, ancak herkes kendi görüşü doğrultusunda yaşar ölür.Herkes tercihlerinin uğruna göze alır bazı şeyleri. Benim derdim kişiler ve kökenleri ile alakalı değildir.sadece kahramanlaştırılmalarıdır beni üzen!! Ki tarihimize baktığımızda şayet kahraman arıyorsak özümüze bakmamız lazım derim,Uğur mumcu,Türkan Saylam ki daha niceleri....


Bu yorum üzerine başka bir yorum ekleştirmedim, geldim buraya: Eh be arkadaşım, kişiler ve kökenleri derdimiz değilse; bir sonraki cümlede özümüze bakmamız gerek derken ne kastediyorsun? Peki herkes kendi görüşüyle yaşar da, o görüş oturduğun yerden, kes yapıştır bayrak ekle tabut ekle şehit ekle fbookta paylaş milliyetçiliğiyle oluşursa, görüş müdür gerçekten? demek istedim...


Daha çok saydırmak istedim sonra, ama arkadaşıma değil. Söz konusu yazının tamamını okumadan okuduysa da iyi ya da kötü niyetle anlam üzerinde kafayı hiç yormadan davayı açan savcıya, yargılayan hakime ve algı sorununundan kronik muzdarip canım ülkedaşlarıma...


Hay allah ya,
Oysa ben kimseyi kahramanlaştırmamıştım. Hrant dediğin bir başka gariban gazeteci cumhuriyetimin faili meçhul semalarında; bu kadar yazıp çizmeme gelince hem faili meçhullerin son halkası olarak bir ışık vaad etmesi,sonra failler belli olduğunda bile meçhul ya da meşru kalabileceklerini göstererek o ışığı söndürmesi.
 Ha bir de ermeni. Nefret saçmayan, kin gütmeyen, dayatmayan bir 
ermeni. 


ahan da link : http://baskinoran.com/belge/ErmeniKimligiUzerine-HrantDink.pdf

18 Ocak 2012 Çarşamba

Hrant için yürümek ya da şehitlerimiz için yürümek!

Hrant Dink davasının en adil, en asil ve en ülkeme yaraşır şekilde (!!!!!!) sonuçlandığı bugünlerde, yine aynı şey dikkatimi çekiyor.
Ve bu şey bana, harika işleyen hukuk sistemimizden, demokrasimizden daha fazla korku veriyor. Hatta korku demek yetmiyor; şu ingiliz dilinde "terrified" denilen şeyden oluyorum. Terör yaşıyorum.

Çünkü bu şey, bu memlekette yaşayan en yaygın zihniyetin tepkisi. Kim çıkıp "Hrant için yürüyelim" dese "Aman da şehitlerimiz için yürümezsiniz", "Müslüman din kardeşlerimize, Türk oğlu Türk evlatlarımıza sahip çıkmadınız" feryatlarıyla karşılaşıyor.

Şimdi bu zihniyete şöyle bir cevap veresim var kendimce:

Bak canım, bak gözüm. Ben bu memlekette şehitlerim için yürürüm ya da yürümem. Şehit olsun olmasın o gencecik canlar gittikçe içim yanar. Ama bunun kökünü ben kazıyamam! Ben yürürsem, şehitler için değil; o eğitimsiz çocukları dağlara süren, çatışmaya sokan sisteme karşı yürürüm. Ben yürürsem, o terör denen laneti bitirmeyen güçlere, devlete devletlere karşı yürürüm. İşte bu yürüyüş, Hrant için yürümekle aynı yürüyüştür. Çünkü terörü besleyen, terörü yapan ve terörü destekleyen iç-dış güç Hrantı öldürenle aynı güçtür. Aynı "sözde" milliyetçi, aynı yaygaracı, aynı faşizan güçtür. Ben şehitlerimize ağlarım, Hrant'a ağlarım, Uğur Mumcu'ya, Çetin Emeç'e ağlarım. Ama en çok "idrak" sorununu bir türlü aşamayan halkımın körlüğüne ağlarım.

Bak canım, bak kör gözüm. Hrant elinde silahıyla savaşırken ölmedi. Asker değildi, komutanı tarafından düşman üzerine, kalaşnikof önüne atılıp can almaya, can vermeye giderken ölmedi. O kalleşçe öldürüldü, yazısıyla, sözüyle, okuduğuyla, bildiği-bilmediğiyle savaşırken ama pusu kurarken değil, dağda değil, taarruzda değil; gazetesinin önünde, kendi silahsız-şiddetsiz mücadelesini verirken, ekmeğini kazanırken öldürüldü. Ne şeref madalyası, ne şehit maaşı, ne anıt mezarı verildi ailesine. Yüzbinler tarafından kahraman ilan edilmeden, buruk bir hüzün bırakarak, konuşanlara bu ülkede ne olduğunu gösterircesine, ayakkabısının eskisiyle verdi nefesini son kez. Yetmedi, bu ülkede ardından ağlayanlardan çok, "oh iyi oldu" çekildi.

İşte bu yüzden ben, Hrant için ağlarım, yürürüm.

Çünkü Hrant için yürüyebilenler çoğaldıkça azalacak şehitlerim...