27 Mayıs 2012 Pazar

şiir


Uzunca zaman şiir yazdım ben...
aşık olunca, sevince, üzülünce, terkedilince, sinirlenince, oylesine, icince, icemeyince...

uzunca yıllar sigaram gibi bagımlılıktı şiir.

bir cocuk üzülünce, sevdigim biri gocünce, yagmur yagınca.

sonra bir gün anne olacagımı ogrendim ve once korkularımı yazdım, sonra annelikle gelen oteki duyguları. Ama anne olan, yanında bir de akademik olaylara girenler bilir; pek yogunlaştı hayat.

ben sozcuklerin müziginden bayadır uzak kaldım.

sonra gecenlerde sozlukte kısa birşey yazdım, şimdi devamını getirme cabasına girişmeye kalkışıyorum burada...



üc martı konuştu aralarında,
en az iki kedi sevişti.

durdu gece.

sen beni sustun.
ben seni duydum.

ben, bensiz yaşanmış yıllarının
sende kalmış tortusuydum.

ben sensizligin iz düşümü;

icimde düşkün bir cocuk,
ne gitti ne kaldı.

icimde düşmüş bir cocuk.
ne agladı ne anladı.


bir fren sesi haykırdı,
bir polis sireni...

durdu gece.

ses bana kaldı.

icimde düşmüş bir cocuk,
bir düşün icine düşmeden büyüyemeyen...


ben, sensiz gectigim sokakların yabancısı,
sen en kuragından bir agustos sancısı.

durdu gece.

hem hangi geceydi bilmiyorum,
en son hangi makamda seviştik biz seninle beni.

seninle ben, ancak sevişmek işteşligi ile acıklanırdı ustelik.

dururdu gece.

duru deyince sıkca kullanılan bir kız cocugu ismi gelmezdi aklıma
üc omür once.

duru deyince bir sevdanın
sudan saydam bir bitimi cagrışırdı acımasızca.

ugur bocekleri biriktirip,
annen sana pabuc terlik soylerdim.

oysa metrelerce sargı bezi dilenirdim annemden.
can akardı kalbimden.

dururdu gece,
telefona uzanan parmaklarımı kırıp,
seni gormüş gozlerime batırmak isterdim.

alamazdım hıncımı.


bir rüzgar eserdi,
iki cephesi agaclarla golge bir evdi.

dururdu gece,
ben (y)(k)okuna anason akıtırdım.


sen bensiz bambaşka bir dünya,
ebelerdim ellerini.

ben sensiz başıboş,
ben sensiz tüm acılarından habersiz bir günahtım.

nice golge saydım,
her birinin üzerine mumlar yaktım.

durdu gece.

ben bir gece,
hangi bahtsız uykuya gebe oldugunu asla bilemeyecegimiz bir gece
sana aktım.

korkaktın.


bir korna sesi, buzdolabının nefesi...
durdu gece.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

İyi ki dogdun Kızım

Bugün bir hocam 'biz dogum günleri kutluyoruz her yıl, ama bazıları icin cocuklarının dogum günleri agaclar cicek acınca, bayramdan sonra, halı dokununca şeklinde betimleniyor' gibi birşey soyledi. Sen, Greenwich meridyenine gore belirlenen zamana ve Papa VIII. Gregory tarafından yürürlüge konulan takvime gore 9 Mayıs 2009'da (sezeryan sebebiyle beklenenden 1 yada 2 hafta once) sabah 8:35'te dünyaya geldin...Dünyama gelişin elbette bu keskin tarih imi ile sınırlı degil...O yüzdendir belki ben son bir aydır kendi kendime dogumunu, benim/bizim dünyamıza gelişini kutlayıp duruyorum...Bugün dinledigim konuşmaların da etkisiyle şu an kendime soruyorum, sen benim hangi zamanımda dogdun diye. Bir cilek bahcem olsa cilekler mis gibi kokarken derdim belki, bir ciftligim olsa kuzular seke seke otlamaya başladıgında derdim. Ama bana gore sen, tek bir parca sorumluluga daha yerim yok diye düşündügüm bir anda, ben daha hic büyümedim diye düşünürken; bir yazı daha başımda ege güneşi, ayaklarımda mavi sular ve kafamın üstündeki sarhoş yellerle ese ese gecirecegimi düşünürken; sen benim herşeyin farkında oldugumu sandıgım bir dorukta hissettigim; hani neredeyse her romanın mutlak bir sonu olduguna inanacak kadar korleşmiş oldugum bir anda; daha oteye gecemeyecegimden emin oldugum günlerde ve yaşamımın sıkıcı bir rutine baglandıgı bir donemde geldin...Ya da ben o donemin boyle oldugunu ancak sen gelince bildim...Simdi senin gelişinin oncesini tarif etmek kolay, geldigin anı hatırlamak basit...Senin gelişinden sonrasını anlatmak icin hicbir sozcük yeterli degil oysa, ki sen geliyorsun diye ne cok korkup, ne cok anlattım kendime bu korkumu. O korkunun her zerresi ne cok anlamlıymış; oysa ben korkuyla sen gelince tanıştım. Sen gelince ben cok korktum; ya gelmeseydin diye degil evet! Ama sen o buram buram pamuk şekeri kokan nefesinle koynuma girince cok korktum. Ben korkuyorum kızım...Her annenin korkusu kadar kara bir korku bu. Bir insanın kurdugu, ustelik zorunlu olarak kurdugu dünyanın ve o dünyanın merkezinin darmadagın olabilme ihtimalinin bencil korkusu bu. Sonra kendince yaratmaya cabaladıgın yepyeni dünyada yanlış birşeyler yapıyor olabilirimin korkusu bu. Yaşadıgım en keskin ama en güzel korku bu. İşte bu yüzdendir ben anne olmayı hic sevmedim kızım. Ama senin annen olmayı, seninle belirginleşen beni, seninle kaybettigim ve kazandıgım herşeyi cok seviyorum. Ben seni oyle seviyorum ki kızım, seni sevdikce güzelleşiyorum, affediyorum kendimi. Sen oyle muhteşem bir varlıksın ki, kalan herşey silikleşiveriyor; sen ve sana dair olanlarla varoluyorum. Zaman zaman yoruluyorum bu mutlaklıktan; herseyin gelirgecer oldugu bir hayata kok salmaktan; seni sevmeyecegim yani senin icin endişelenmeyecegim, korkmayacagım bir anın olamayacagını bilmekten yoruluyorum evet. İşte bu kadar hakiki başka hicbir sevdanın mümkün olmadıgını ben seninle deneyimliyorum 3 yıldır. Ben 3 yıldır seninle, senin icin varım...Sen iyi ki varsın. İyi ki geldin. İyi ki dogdun; işte senin dogumun kızım, benim belki de ölmeye başladıgım bir zamanım; cünkü o gün artık 'ben' bambaşka anlamlar kazandı!