4 Kasım 2011 Cuma

eksilir mi şehir?

Bir şehri düşündüm (elbette şehir deyince İstanbulu imgeler zihnim hep ve sadece, sadece spesifikleşmemek adına, adına şehir dedim). Parantez dışına çıkabildiğime göre, yine bir şehri düşündüm.

Şöyle bir baktım şehirle olan, görece uzun aslında kısa ilişkime. neler sığmış, neler sığmayıp taşmış şehirden...Düşündükçe düşün, düştükçe düşün! Kaç sokağına izler bırakabildim bu kocaman iri yarı, bir o kadar kırılgan, bir o kadar atılgan şehrin? Kaç sokağında mutlulukları yazdım deftere, kaç caddede yağmura karıştı ya da sıcakla buharlaştı hüzün? 

Orhan Pamuk, İstanbul denince hüznün çağrıştığını söylüyor ki hiç haksız değil...Bu şehir yitiren, yenilen, yenilenen, gidilen, dönülen, dönülmeyen şehir. Kaç kişinin hasreti, sevdası, hayali, hayal kırıklığı düşmüş bu şehrin kaldırımlarına..?Yaşanmış yaşanmamış kaç hayat yazılı yollarında?

Düşündüm, artık geçmediğim sokakları; oturmadığım parkları, taksiciyle gündüz açar mısın pazarlığı yaptığım yolları...
Yeni yeni sevdiğim caddeleri, deniz kenarlarını, sokak aralarını, binaları...

Gençlikten geçliğe doğru geçtikçe, ancak ara sıra acımsadığım yerlerini düşündüm şehrin.

Eksilir mi şehir; bir yolcu ölünce, bir aşk bitince, bir dostluk tükenince, bir adam düşünce, bir kadın küsünce?

Gidenlerin özlemimi şehrin hüznü, gelenlerin tedirgin edici hevesi mi?
Yokluk mu yağmalar şehri, çokluk mu?

ve en mühimi, 
nasıl dayanır bu şehrin yüreği, ruhu, nefesi bunca değişkenliğe?



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder